Kurumsaldan Yogaya - Excel’den Yoga Matına Uzanan Yol

Ben kurumsal hayatı bırakırken “artık ruhumu dinlemek istiyorum” diyen biri değildim.

Ben işkolik bir beyaz yakaydım. Çalışmayı seven, üretmeden duramayan, temposuyla gurur duyan biriydim. Ta ki bedenim benimle konuşmayı bırakıp bağırmaya başlayana kadar.

Bir gün iş yerinde çalışırken ansızın bayıldım.

Sonra tansiyon problemleri, geçmeyen halsizlik, mide ağrıları, kusmalar… Ardından ağlama atakları geldi. Kontrol edemediğim, sebebini açıklayamadığım. Bir noktada kelimeler kondu yaşadıklarıma: depresyon, anksiyete, anhedoni, disfori.

Kurumsal hayatı “istemediğim” için değil, iyi gelmediği için bıraktım.

Aslında bırakmak bile doğru kelime değil; bedenim beni o hayattan çekip aldı. “Sen durmuyorsan, mecburen ben seni durduracağım” dedi resmen. 

Ama şunu çok net biliyordum:

Ben çalışmadan, üretmeden, bir şeye emek vermeden durabilen biri değildim. “Bir süre dinlen” denilen o boşlukta bile zihnim hep aynı soruya dönüyordu:

Peki ben şimdi ne yapacağım?

Yoga o sırada hayatımda yeni bir şey değildi. Uzun zamandır çok sevdiğim, bana iyi gelen, beni biraz olsun yere indiren bir alandı. Ama ilk defa ona başka bir yerden baktım.

“Ya ben hayatımı, beni iyileştiren bu şeyin etrafında kursam?” diye düşünmeye başladım.

Bu yazı, kariyerini bir anda romantik bir aydınlanmayla değiştiren birinin hikâyesi değil.

Bu yazı, bedeniyle sınırına gelmiş, durmak zorunda kalmış ama yeniden ayağa kalkmak için kendine dürüst bir yol arayan birinin hikâyesi.

Ve o yolun beni, çok sevdiğim yogaya nasıl getirdiğinin.

Çalışma hayatının ve şehir yaşamının yoğun temposu içinde, kendime ayırdığım zaman giderek azalmıştı. Aslında “zamanım yok” demek daha kolaydı; ama dürüst olmak gerekirse, kendimi hep en sona koyuyordum. Dinlenmek, yavaşlamak, hissetmek… Hepsi yapılacaklar listesinin alt sıralarına itilmişti.

Bu noktaya gelmemde tek bir sebep yoktu. Uzun saatler, bitmeyen sorumluluklar, İstanbul’un temposu, zihinsel yük… Ve bir de buna eşlik eden o görünmez beklenti: “Güçlü olmalısın, devam etmelisin.

Bedenim ise bu tempoya daha fazla uyum sağlayamadı.

İyi gelmeyen bir hayatı bırakmanın suçluluğu vardı içimde.

Çünkü dışarıdan bakıldığında “her şey yolundaydı”. İyi bir işim, bir kariyerim, yılların emeği vardı. Henüz 32 yaşındaydım; emekli hayatına geçmek için çok erken, “kenara çekilmek” için fazlasıyla gençtim. Üstelik kadının çalışmasına, üretmesine, ekonomik ve zihinsel olarak bağımsız olmasına gerçekten inanan biriydim.

Bu yüzden kurumsal hayattan uzaklaşmak, içimde uzun süre şu soruyla yankılandı:

Pes mi ediyorum?

Ama zamanla şunu fark ettim:

Bu bir vazgeçiş değildi. Bu, başka türlü çalışmanın, başka türlü üretmenin yollarını aramaktı. Kendimi tamamen durmaya zorlamak değil; beni hasta etmeyen bir ritim bulmaktı.

Yoga eğitmenliği fikri de tam burada filizlendi.

Çalışmadan duramayan ama eski hızında da devam edemeyen bir yerden…

Beni yavaşlatan, bedenimle yeniden bağ kurmamı sağlayan ve aynı zamanda başkalarına da alan açabileceğim bir yol olarak.

Hatha yoga ise hayatımda çok sık yaptığım bir pratik değildi. Yoga benim için daha çok yoga terapi ve yin yoga üzerinden, dönem dönem, düzensiz ama ihtiyaç duyduğum zamanlarda hayatıma giriyordu. Bir “rutin”den çok, bir destek alanıydı. Aynı dönemde sinir sistemi regülasyonu, meditasyon, nefes ve beden-zihin ilişkisi üzerine de küçük ama besleyici eğitimler alıyor, kendimi bu alanlarda yavaş yavaş geliştiriyordum.

Yoga eğitmenliği fikri netleşmeye başladığında ise şunu çok açık gördüm:

Bu yol, yarım yamalak bilgilerle ya da sadece sevgiyle yürünecek bir yol değildi. Eğer eğitmen olacaksam, bunun temeli sağlam olmalıydı.

Yoga eğitmeni olabilmek için, en başta temel bir hatha yoga eğitmenlik eğitimi almam gerektiğini biliyordum. İçeriğinde yoğun anatomi bilgisi, yoganın felsefesi ve tarihi, asanaların (yoga pozlarının) temelleri, beden mekaniği ve güvenli hizalanma gibi konuların yer aldığı; beni sadece poz yaptıran değil, ne yaptığını bilen bir eğitmen haline getirecek bir eğitim… Eğitmenlik yolculuğumun omurgası burası olmalıydı.

 

Bu noktada, güvendiğim yoga terapi hocalarımdan birinden fikir aldım. Onun yönlendirmesiyle, bugün dönüp baktığımda “en büyük iyi ki’lerimden biri” dediğim bir tanışıklık gerçekleşti.

Ve böylece yolum, Derya Çakmak – Berke Kolçak Köstendil ile kesişti.

Bazen hayat, tam da ihtiyacın olan anda, seni doğru öğretmenle buluşturuyor.

Eğitimin daha en başındayken hayatımıza büyük bir değişiklik daha girdi: Ankara’ya taşınacaktık.

Bu da demekti ki, eğitimi büyük ölçüde online derslerle ve zaman zaman İstanbul’a gidip gelerek, elimden geldiğince verimli bir şekilde sürdürmeliydim.

Ara ara kendime gülerek hep aynı soruyu sordum:

Sen iflah olmaz bir işkolik beyaz yakaydın… konu nerelere geldi?” 😄

Ama tek bir gün bile pişman olmadım.

Zamanla bedenim ve zihnim toparlanmaya başladı. Kullandığım antidepresanların sayısı azaldı, yaşadığım semptomlar bir bir bedenimi terk etti. Gücüm geri geldi. Denge hissim geri geldi. En önemlisi de, kendim geri geldim.

Elbette bu süreçte destek mekanizmam çok kuvvetliydi. Eşim, ailem, yakın arkadaşlarım hep yanımdaydı. Kimse bana “Sen ne yapıyorsun, o kadar okudun, büyük firmalarda 10 yıl çalıştın, ne yogası Allah aşkına?” demedi.

Aksine, gözlerimin içine bakıp şunu söylediler:

Seni iyi görüyoruz.

Ve bu, her şeyden daha kıymetliydi.

Ocak 2026’da eğitimim tamamlandı ve eğitmenlik yolculuğumun ilk adımını attım. Bundan sonrası için niyetim çok net: bol bol ders vermek, yeni eğitimler almak, kendimi hem bedensel hem zihinsel olarak geliştirmek. Ve belki de bu sürecin en güzel yanı şu; hatha yoga artık hayatımın gerçek bir parçası oldu ve bundan büyük bir keyif alıyorum.

Şunu anladım:

Siz ne kadar plan yaparsanız yapın, günlük to-do listelerinin içinde kaybolun… Hayat, sizi olması gereken yere bir şekilde götürüyor.

İleride yeniden kurumsal hayata döner miyim, bilmiyorum. Çünkü şunu da biliyorum: Hayat bu; ne kadar kesin konuşsak da her an her şey olabilir. Ama bundan sonraki işim, ne olursa olsun, kendimi ve bedenimi önceliklendirdiğim, fiziksel ve mental sağlığıma, sosyal hayatıma alan açtığım, kendimi gerçekten dinlediğim bir yerde olacak.

Bu yazı bir vedanın hikâyesi değil.

Ne kurumsal hayata, ne çalışmaya, ne üretmeye…

Bu yazı, kendimi hasta eden bir ritimden çıkıp, beni taşıyabilecek bir yaşam kurma cesaretinin hikâyesi. Yoga eğitmenliği, bu yolculukta bir varış noktası değil; sadece doğru bir durak.

Hayatın beni bundan sonra nereye götüreceğini bilmiyorum. Ama artık şunu çok net biliyorum: Bundan sonraki yolumda, bedenimi ve zihnimi yok saydığım hiçbir yerde uzun süre kalmayacağım.

Ve belki de en büyük kazanımım bu oldu.

Bu bir “herkes her şeyi bırakıp yoga yapsın” hikâyesi değil. Bu, bana iyi gelmeyen bir hayatı fark edip, elimdeki koşullar dahilinde başka bir yol açabilmiş olmanın hikâyesi. Benim için mümkün olan buydu. Başkası için başka bir yol mümkün olabilir. Ama ortak olan tek şey şu: İyi gelmeyeni fark etmek, hepimizin hakkı.


Derya GÜRCAN KÖSE

30.01.2026

 

RELATED ARTICLES

1 thought on “Kurumsaldan Yogaya - Excel’den Yoga Matına Uzanan Yol

t4s-avatar
Neşe Ozil

Bedenin dur dediği noktada kendinize dürüstçe bakıp yeni bir yol açabilmeniz gerçekten çok ilham verici. Bu bir kaçış değil, çok net bir şekilde cesaret hikâyesi. Yolunuz açık, dersleriniz bol ve keyifli olsun.

February 10, 2026 at 14:50pm

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * olarak işaretlenmiştir.